20020416072523bluerose1ml1

AİLEM

İnsan, Anne-Babası-Kardeşleri ile sahip olduğu aileden ayrıldıktan sonra iki kişi olarak tekrar başlıyor hayata…

Hayat da bundan sonra yeniden başlıyor, sorumluluk, iş telaşı, yuva kurma, bir yandan da büyüme…

Her şeyi tekrar öğrenmeye başlama, sorunlarla mücadele…

Hayat tekrar başlayıp, üzerine gelmeye başlayınca, zorlandığın sorunlara çözüm bulamadığında, yalnız kaldığını düşünmeye başladığın anlarda çok önemli bir şey anlıyorsun…

Yalnızlık diye bir şey yokmuş…

Ailen hep yanında…

Sıkıntıların farklı olarak karşına gelse de çözümde karşına gelen yüzler genellikle aynı; eşin, çocukların, kardeşin, annen, baban, gelinin, damadın, belki de diğer akrabaların, hatta arkadaşların…

Hani iki kişilik çekirdek aile demiştik ya…

Öyle değilmiş aslında; kocaman bir aile…

İşte ailem;

Babam Ali Rıza AHMETOĞLU, 10 Kasım 1947 yılında Ankara’nın Çubuk İlçesinde  dünyaya gelmiş. İlkokulu kendi köyüne ait okulda tamamlamış. Gördüğüm ilkokul karnesinden ve onun okul hayatıyla ilgili anlatılanlardan edindiğim izlenim, çok başarılı bir öğrenci olduğudur. Kendisi de okumayı seven, başarılı bir öğrenci olmakla gurur duyardı. Dedeme okumaya devam etmek istediğini söylediyse de; sekiz kardeş olmaları sebebiyle bu hayaline ulaşamamış. Okuma tutkusu ile evden ayrılmış, bu yıllarda Ankara’da bir maden ocağında çalışmıştır. 1967 yılında askerliğini yapmak üzere Sinop’a gitmiştir.

Annem Satı  ile 1970 senesinde evlenmiş, bu seneden sonra Ankara Hasköy’de yaşamaya başlamışlar. 1971 yılında ilk çocukları; ben İlknur  doğmuşum. Bu senelerde babam, Askeriye’de beş yıl Radarcı olarak çalışmış. 1972 yılında kardeşim Aysun  Ankara ’da dünyaya gelmiş.

Hayat bu ya, Ankara’da yaşam oldukça zorlamış bizleri. O sıralarda Almanya belki bir kurtuluş ümidi… Bu sebeple annemin işçi olarak buraya gitmesini uygun görmüşler. Annemin başvurusu kabul olunca, bir yıl süreyle tek başına Almanya’da abisinin yanında bulunmuş “Acı Vatan”’da. Ancak bu süre sonunda hak kazanıp babamın da Almanya’ya gelmesini sağlayabilmiş. Böylece Almanya’da beraber yaşamaya (çalışmaya) başlamışlar. Bu süre içerisinde bana ve kardeşim Aysun’a Ankara’da babaannemiz bakmış. Ancak 1978 senesinde Almanya’ya gidebilmişiz. Bu arada bir tane de küçük kız kardeşimizi kaybetmişiz. Küçük kardeşim Murat da 1978 yılında Almanya’da doğdu. 1981 yılında babam rahatsızlanınca Almanya’da ameliyata girmiş. Hastalığının kanser olduğu ve ilerlediği tespit edilince müdahalede bulunulmamış. O tarihten itibaren düzenli olarak çalışmamıştır. Fakat hastalığını da kimse ona söylememiştir .

Babam, Almanya’da çocuk yetiştirmenin uygun bir ortam olmadığını düşündüğü için; biz ilkokulu henüz bitirmişken Türkiye’ye kesin dönüş yapmaya karar verdi ve 1984 yılında Ankara’ya tekrar döndük.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne tedavi için gittiği bir zamanda, tesadüfen hastalığını öğrenmiş. Bu haber onun psikolojik olarak olumsuz etkilenmesine ve hastalığın ilerlemesine sebep olmuştur. Alman Hükümeti tarafından malulen emekli edilmiştir. Babam, zaman zaman tedavi için  Almanya’ya gidip gelmiş. Gerçekleştiremediği okuma hayalini , çocuklarının gerçekleştirmesini istediği için, beni ve kardeşim Aysun’u  Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Lisesi’ne göndermiştir. Benim Okul Öncesi öğretmeni, kardeşimin Almanca öğretmeni olmamız bizi bu okula gönderen babam sayesindedir. Babamı tanıma konusunda bizden daha yoksun kalan erkek kardeşim de Makine Mühendisliği bölümünü bitirmiştir. Babamın gerçekleştiremediği hayalinde, çocukları;  “Öğretmen” ve  ”Mühendis“ olmuştur. Bizler; O’nun vasiyetini gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bizi üzen en büyük şey, babamızın bunların hiç birini göremeden 2 Temmuz 1986 yılında aramızdan ayrılmasıdır.

Bundan sonra da hayat arkadaşını kaybeden annemin üzerine, hayatın tüm yükü oturmuştur. Babam hastalığını öğrendikten sonra, annemin; hayatta karşılaşacağı zorlukların üstesinden nasıl geleceği konusunda da yardımları olmuştur. Üç çocuğuyla henüz otuz yaşında olan annemiz, bundan sonra hem anne hem baba olarak bizi hayata hazırlamış ve büyütmüştür. Sayemde anneanne olma keyfini 37 gibi çok genç yaşta yaşamıştır. Bu sebepten midir bilinmez ama ilk torunu, benim ilk göz ağrım Gözde’min yeri sanırım beni de geçmiş durumda…

Şimdi benim çocuklarım olan; Gözde, Dilara ve Kardelen (İkizlerim), kız kardeşimin çocukları; İlayda ve Eray, erkek kardeşimin çocuğu Ali Rıza ile birlikte altı toruna sahip pamuk gibi bir anneanne ve babaanne…

Sırasıyla Behzat  (Eşim), Muharrem  (Kız kardeşimin eşi) ve Nilüfer (Erkek kardeşimin eşi) hayatımıza girmesiyle büyük bir aile olduk…

Canım annem, annemiz; biz de elimizden geldiğince sana layık evlatlar olmaya gayret ediyoruz. Seni çook seviyoruz…

Babam, canım BABAMIZ;

Seninle her zaman gurur duyduk, duyacağız…

Seni asla unutmayacağız…

Seni çook seviyoruz.

Belki bir yerlerden sen de bizi izliyorsundur ama keşke yanımızda olsaydın, bir yanımız hep eksik, çook özledik…

Ruhun şad mekanın cennet olsun.

SENİ UNUTMAYAN, UNUTAMAYAN

SENİNDE DEĞER VERDİĞİN

AİLEN

İyi ki varsınız AİLEM…

Sizleri çook seviyorum…3f7rptzfer2